6’lı Masada Dama Oyunu

Bir hayalin gerçekleştirilmesi için yola çıkılmadan ilkin, zihinde resmedilerek, olgunlaştırıp, berraklaştırılması arasındaki vakit dilimine kişisel tekamül süreci diyebiliriz.

Eğer kurulan hayal siyasal bir mekanizmaya gerekseme duyuyorsa, siyasal partiler bunun için bir vasıta, liderler de amaca giden yolu tanım eden işaretçilerdir. Dolayısıyla esas olan, aynı bütünleşik hedef, şu demek oluyor ki iktidar için bir araya gelen insanları o hedefe taşıyacak olan şey partidir, sadece iktidara taşınan ise hayal ve tekamül sonucu ortaya çıkan düşüncelerdir.

 

Politika zamanı hayalleri ardında koşan ve partileşerek bunu iktidara taşıyan, taşıyamayan yada daha doğmadan ölen partilerle dolu. Hayallerinin ardında yürüyen kadim yolcuların başlangıcında sosyalistler gelir. Onlar için, sınıfsız, sömürüsüz bir dünya hedefi asla sönmeyecek bir ışıktır.

 

İktidar için çıkılan yol, o yolun kuramcıları tarafınca çoğu zaman derinlikli analizlerle izah edilmeye çalışılsa da bunun bu şekilde olup olmadığı yaşamın içinde sınanır. Asla kuşkusuz doğru netice elde etmenin en etkili yolu, bu sınanma için doğru ölçütlerin kullanılmasından geçiyor. Doğruluğu aranacak olan, o hayalin beslediği fikir mi, yoksa o düşsel gerçekleştirme iddiasıyla öne ya da yola çıkanların, şartların, tarihin ve o dönemdeki dönemin ruhu ile bağlantılı olarak, bunun için neyi, iyi mi yaptıkları mı olacak? Hayalin gerçekleşmesinin ya da sonuçsuz kalmasının kıstası ne?

 

Bu probleminin doğru yanıtı, düşsel besleyen düşüncenin sınava doğal olarak tutulup sorgulanması olması imkansız. Şundan dolayı dünyanın herhangi bir yerinde, değişik vakit dilimlerinde ve değişik koşullarda birbirinden oldukca değişik hayal ve düşüncenin hayata geçirilebildiğini biliyoruz. Tek bir doğru olmadığına nazaran mühim olan, iktidara giden yolu açan, o gerçeği savunanların kişilikleri, şekilleri ve araçları olmalı.

 

Bu açıdan, iktidar mücadelesini, düşüncelerin yarıştığı bir arenadan ziyade bu mücadeleyi yürüten parti, önder ve kadrolar üstünden değerlendirmek daha doğru sonuçlara ulaşmamızı sağlayabilir.

 

Zira bir seçimde (bilhassa Türkiye’de) sınanan şeyin ne hayaller, ne de o hayaller ve netice olarak ortaya çıkan düşüncelerin kağıda dökülmüş hali olan parti programlarının olmadığının kaydını düşerek devam edelim. Teste doğal olarak tutulan, liderlerin, şu demek oluyor ki işaretçilerin kişisel özellikleri: Hanım mı (sarı saçlı olması tercih ediliyor), güzel mi (genç olması mı umut ediliyor), yakışıklı mı, nüktedan mı, iyi hatip mi, isim ve yer hafızası yerinde mi, hazırcevap mı?..

 

Durum bu şekilde olunca da partilerin programları çerçevesindeki tartışmalar asla yapılmaz oldu, meydana getirilen da her geçen gün sığlaşıyor. Sorun buraya sıkışınca ya da sıkıştırılınca da yarışma, fikir ve bunun ruhunu yansıtan programlar yerine işaretçilerin, dama oyunundaki taktik hamlelerini hatırlatan karar ya da tercihleri üstünden yapılıyor.

 

Yeni bir seçime adım adım yaklaştığımız şu günlerde, geçmişteki 20 senelik iktidarı süresince şahsen girmiş olduğu hiçbir seçimi kaybetmeyen ve bunu ilk 8 senesinde Deniz Baykal ve son 12 senesinde Kemal Kılıçdaroğlu’nun yönettiği CHP’yi uzak ara ana karşıcılık partisi konumunda tutarak kazanan Erdoğan’ın bu başarısının, savunduğu değerlerden mi, yoksa kişisel beceri ve çevresel koşullardan mı kaynaklandığı sorusunu da;

 

Başarısız olan ve dolayısıyla seçimi kaybeden CHP’nin değerleri mi, yoksa onu yöneten önder ve yönetime taşımış olduğu arkadaşları mı sorusunu da yukarıda yanıtladım.

 

Bu tartışmayı yapmamın sebebi, yukarıda da çerçevesini çizdiğim benzer biçimde Erdoğan’ı yenmek için tüm koşullar oluşmuşken hemen hemen onun oradan indirilememesi gerçeğini bir kez daha tekrarlamak değil. Esasında, bu başarısızlığın sebebinin dahi doğru dürüst tartışılamaması ve gene, tekrardan, bir kez daha aynı sonuçla karşılaşılması kuvvetli bir seçenek olarak gerçekleşmeden ilkin alarm zillerini çalma niyetine dayalı.

 

Bu açıdan, Sayın Kılıçdaroğlu’nun şişen/şişirilen Cumhurbaşkanlığı talebi üstünden yeni bir taktik hamleyi görüp görmediğini ve dolayısıyla da (6’lı masa ve CHP Genel Merkezi’nde) kişisel talebi üstünden yapıldığını düşündüğüm kuşatmayı yarıp yar(a)mayacağını görmek için beklememiz gerekecek. Doğal ki harekete geçmesini belirleyecek temel dinamik, kendisinin de durumun bu şekilde bulunduğunu düşünüp düşünmediğine bağlı. Eğer bu şekilde düşünmüyorsa bu kalıbın dışına çık(a)maz. Kılıçdaroğlu, hareket alanının iyice daralmasına, daraltılmasına (Akşener tarafınca) daha çok sessiz duracak olur ve bunu yeni bir hamleyle karşılamaz ise, CHP’lilerin iktidar düşsel gene, bir kez daha işaretçisinin yanlış hamleleri ile bir başka bahara kalabilir.

 

Bu olasılık (önder olarak kişisel talebi uygulamaya koyma gücü bulunması ve bu yüzden de partisinin elindeki oyunu yitirme tehlikesi) her geçen gün artıyor. Bunun önlenemez bir yıkım olmadığı da açık; talibi (Kazanacak birini!) parti içinden, ittifaklarının da da kabul edeceği şekilde formüle edilebilirse, o isim kaybetse bile yaratacağı atmosfer CHP’yi iktidar hedefinde tutabilir. Bu isim kim olur tartışmasına burada bir kez daha girecek değilim. Şundan dolayı bu konudaki düşüncemi daha önceki yazılarımda gerekçeleriyle açıkladım.

 

Kılıçdaroğlu’nun hem partisine hem de adayına seçim kazandırma şansı yaratacak bir dama hamlesi kadar kolay bu hamleyi yapmış olup yapamayacağını görmek için ise beklememiz gerekiyor.

 

Burada, Erdoğan ile 6’lı masa içinde yoksulluğun sebebi olan yapısal denilen yasal düzenlemelere bakış mevzusunda bir farklılıkları olmadığını ve Emek ve Özgürlük İttifakı’nın lokomotifi HDP’nin de temel meselesinin bu olmadığını tekrardan, bir kez daha kayda geçirmek gerekiyor. Vatanımızda siyasetin debisinin sığlaşmasının temel sebebinin de meselenin özünü özetleyen bu bakışa dayandığını düşünüyorum.

 

Dolayısıyla siyasetin çerçevesi, aslen tüm ana aktörlerin aynı ekonomik ve politik değerleri savundukları gerçeği görünmesin diye tutuştukları kayıkçı kavgasıyla sınırı olan kalıyor.

 

Şimdi, kimi dostlarımızın, CHP içinde sol arbitraj icra eden neolibral çevrelerin savundukları tüm değerler birer birer çürürken, birden bire neoliberal karşıtı söylemlerle ‘solcu’ kesilmelerine inanmış olmalarına şaşırdığımı söylemeliyim. Bu bahsi, Kılıçdaroğlu’na meydana getirilen eleştirilerin, onun Neoliberalizm karşıtı söylemlerine dayandırılması düşüncesi karşısında, Kılıçdaroğlu’nun, kurulan 6’lı daha masanın üstüne toz bile konmamışken, 6’lı masa ittifakının iktisat programını Ilaç Partisi/Ali Babacan çalışacak demesini hatırlatarak kapatmış olalım. Herhalde Ali Babacan’ın da yeminli bir IMF memuru bulunduğunu ek olarak hatırlatmak gerekmiyor.

 

Yazıyı, şimdi tekrardan dama oyunu örneği ile anlatmak istediğim yere dönerek bağlayacak olursam;

 

Dama oyununu, iktidar mücadelesinde parti liderlerinin yapmış olduğu taktik savaşları olarak görmeye devam edecek olursak da, Kılıçdaroğlu’nun elindeki en büyük koz, ülkemize ilkin Özal ve sonrasında da 1999 krizinde Kemal Derviş üstünden dayatılan neoliberal politikaların yarattığı tahribatı tek tek anlatarak reddetmek ve bu programı tatbik eden AKP’ye karşı bu politikaların yoksullaştırdığı kitlelere eşitlik, hakkaniyet ve özgürlük vaat ederek üretimi ve hakça bölüşüm sözü vermekti.

 

Kılıçdaroğlu ve parti yönetim kademesi, toplam nüfus içinde en yüksek gelire haiz yüzde birin dışındaki yüzde 99’un hak ve çıkarlarını savunmaları gerekirken, yalnız ortaya çıkan yoksulluğu ve bunun müsebbibi olarak de Erdoğan’ı hedef göstererek oynanan dama oyununda sistemin feda etmeye razı olduğu taşı da, bunu yaparken planlanan taktiği de ortaya koyuyor aslen.

 

Eğer daha yaşanabilir ve müreffeh bir ülke istiyorsak, Türkiye’nin temel tercihlerini değiştirmeden bunun başarılma şansının olmadığını görmek gerekiyor.

 

Sadece toplumsal ilişkilerin iyi mi olması gerektiği mevzusunda her kafadan bir ses çıkıyor. Burada yanıtı aranması ihtiyaç duyulan sual, dün olduğu benzer biçimde bugün de iktidar hedefleyen partilerin ne söyledikleri değil, iktidar erkini kullanmaya başladıklarında ne yapacakları. Şundan dolayı hep söylediğim benzer biçimde, gelmiş geçmiş hiçbir hükümet, bir mekanizma olarak devletin de hizmetkarı olduğu sınıfın çıkarlarını savunmayı ikinci sıraya indirmedi.

 

Bu gerçek orta yerde dururken ve gelecek tasarımı meydana getirilen şu günlerde şimdi onun karşısında ittifak üzerine ittifak tesis ederek her geçen gün büyüyen Erdoğan gitsin korosunun üyelerinin mevcud pozisyonlarını koruduklarını, iktidar erkini sermayenin değil de onların yoksullaştırdığı milyonlarca insanoğlunun lehine kullanacaklarına dair bir saflaşma ya da yoksullar lehine bir ayrışma görünmüyor. Bu yöndeki irade beyanları ise, inandırıcılıkları mevzusunda şüphe bulutlarını dağıtamadıkları için hesaba katılmıyor.

 

Bu mevzuda CHP iktisat yönetiminin kafası karışık benzer biçimde görünüyor.

 

CHP’nin iktisat kurmayları AKP periyodunu değerlendirirken her vaka ve döneme ilişkin değişik davranıyorlar. Bunlardan en göze çarpanı, AKP’yi kitleleri yoksullaştırmakla suçlarken bu politikaların uygulayıcısı Ali Babacan’ı ayrı tutuyorlar. Dış politikada, bilhassa Suriye meselesinde hükümeti eleştirirken bunun müsebbibi olan Ahmet Davutoğlu’nu da işe karıştırmıyorlar. Hendek savaşları ve neticeleri mevzusunda hükümeti suçluyorlar fakat o vakit Başbakanlık koltuğunda oturan Davutoğlu’na tek söz etmiyorlar. Özelleştirmelerin arkasındaki sebebi oluşturan iktisat politikalarına sadakat gösteriyorlar fakat bu mülksüzleştirme sonucu ortaya çıkan girdi maliyet artışları ve gübre, tohum, ilaçla oluşmuş üretim zincirinin bozulmasını eleştiriyorlar. AKP iktidarını 2007 yılına kadar başarı göstermiş buluyorlar fakat o dönem içinde başta Toplumsal Sigortalar Kanunu olmak suretiyle çıkarılan kanunlarla emeklilikte yaşa takılan yüzbinlerin oluşmasına, prim ve gün sayısının artırılmasıyla mezarda emekliliğin ve emekli maaşa bağlanma tutarının 805 liraya kadar düşürülmesinin önünün açılmasını eleştiriyorlar.

 

Uzun lafın kısası, seçimler ufukta görünmüşken, devamlı tekrarlanan hatalardan ders çıkarıp, artık taktiksel dama hamlelerini bir kenara bırakarak doğru hayal, doğru fikir, doğru program ve doğru işaretçilerle yola çıkılması gerekiyor.

 

Doğru seçeneğin ne olduğu sorusuna verilen yanıtın sağlamasını yaparken soracağımız sual ise, her insanın gerçek yüzünü (rengini) ortaya çıkaracak turnusol kağıdı özelliğinde; kimin için iktidar istiyorsunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

mersin escort antalya escort bursa escort antalya escort istanbul evden eve nakliyat fethiye escort escort bayan