Mersin Saldırısının Akla Getirdikleri – Hacı Hüseyin Kılınç

Bu yazı bir yükümlülükten dolayı yazılıyor. Bu yükümlülük ise gerçeğe sadakatten kaynaklanıyor. Mersin saldırısı gerçekleştiğinde toplumsal medyada iki paylaşım yaptık. İlkinde ‘ Mersin’deki saldırıyı lanetliyorum. Memleket zamanı bir seçime giderken zamanlaması dahil her şeyinin kuşkulu bulunduğunu da unutmayalım ‘ demiştik. İkincisinde ise ‘ aynı filmin tekrarına aptallar, aklını kiraya verenler ve kandırılmaya elverişli olanlar inanır ‘ dedik. Bu paylaşımlarda esaslı bir mesele olduğu kanaatinde değiliz. Gelişmeler kuşkularımızı mühim seviyede haklı çıkardı. Sadece bu yazıda değinemediğimiz yönlerine dair bir izah hayata geçirmeye çalışacağız. 

Mersin saldırısı akla derhal 2015 Haziran seçimleri ile Kasım ayları içinde yaşanılanları getirdi. İstikşafi görüşmelerden bir netice çıkmayıp, hükümet kurulamayınca tekrardan seçimlere gidilmesi sonucu alınmış ve Kasım ayında seçimlerin yapılmasına karar verilmişti. Haziran ile Kasım içinde Türkiye bir yangın yerine dönmüştü. Viranşehir’de iki polis memurunun kuşkulu ölümü ile süregelen süreç Ankara Gar katliamı, Suruç katliamı benzer biçimde yüzlerce insanoğlunun öldüğü provokatif eylemlerle devam etmiş ve iktidar partisi aşağı inen oylarını ülkedeki kaotik sürecin tesiri altında güvenlikçi dile ve politikalara abanarak yine yükseltmeyi başarmıştı. Bizzat yetkililerin ağzından çıkan demeçler ve katliamların üstüne tam anlamıyla gidilememesi olayların bir yerlerden planlandığı kuşkularını doğurmuştu. Beş ay benzer biçimde kısa bir sürede yaşanılan gelişmelerinde etkisiyle AKP kendisinden uzaklaşan seçmenin rızasını tekrardan almayı başarmış ve oylarını ortalama % 9 oranında artırmıştı. Viranşehir vakası ilkin PKK tarafınca sahiplenilmiş ise de tutuklananların neredeyse tamamı meydana getirilen yargılama sonucunda özgür kalmıştı. 

Bu nedenlerle Türkiye’deki eylemlerine uzun bir süredir ara veren PKK’nin Mersin saldırısını üstlenebileceği akıllara uzak küçük bir ihtimal olarak geliyordu. Son olarak hendek savaşları ile pek de zekice taktikler izlemediği anlaşılan teşkilat, faaliyetlerini Türkiye sahasından çekmişti. Türkiye içinde fiil ve etkinliklere pek rastlanmıyordu. Bu tercihi kendine yontan İçişleri Bakanı durumu kendi açısından bir başarı benzer biçimde pazarlıyordu. Örgütün başarısız hendek harbi Kürt kitlesinin mobilizasyon kabiliyetini mühim seviyede azaltmıştı. Kürt kitlesi açık alanda siyaseti geliştirmek istiyor ve umudunu sandığa bağlıyordu. HDP’nin %10 baraj sorununu aşmış olması, meclisin üçüncü büyük partisi haline gelmiş bulunması ve Erdoğan’a yönelik hiddet bir araya ulaştığında, Kürtler açısından beklentiler değişmiş ve seçimler vesilesiyle Türkiye’nin üstüne çöken kabusu artık hep beraberce birlikte kaldırmayı temel öncelik haline getirmişti. Bunun içinde şiddetsiz bir politika alanına gerekseme vardı.

Şiddetin olduğu bir siyasal orta derece demokrasi güçlerinin, muhalif kesimlerin işlerini zorlaştırıyordu. Şiddetin her türü son tahlilde devletin güvenlikçi politikalarını haklı çıkarmaya olanak sağlıyordu. Devletler halkın haklı öfkesine dayanmayan sertlik pratiklerini yönetme ve bundan karlı çıkma mevzusunda çok önemli deneyimler kazanmışlardı. Zorun tarihin ebesi olduğu soyutlama düzeyinde doğruydu. Tarihin ilerlemesi ve toplumsal değişimler zora baş vurulmadan gerçekleşmeyecekti. Fakat zorla terör arasındaki mesafe de fazlaca uzak değildi. Terör ise halkın yılgınlığa, çaresizliğe itilmesi demekti. Sözcüğün etimolojisinde aslına bakarsanız bu anlamlar vardı. 
Halk için şiddete baş vurulmuş olduğu iddia edilen pek fazlaca hadise bir bumerang benzer biçimde karşıtına hizmet ediyordu. Aradaki sınırlar fazlaca inceydi. Sertlik meselesine şimdilik bu kadarıyla değinip geçelim. 

Teşkilat de bu değişimden lüzumlu dersleri çıkartmış benzer biçimde gözüküyordu. Demirtaş işte bu zamanda Kürt kitleleri için söylemine, çağrılarına kulak verilen yeni bir odak olarak ortaya çıktı. Demirtaş’ın haksız ve hukuksuz bir halde tutuklandığı mevzusunda kamuoyunda kuvvetli bir kanaat oluşmuştu. Cezaevindeki kesin duruşu Kürtlerde ve demokrasi güçlerinde büyük bir takdir topladı. Uzun seneler cezaevinde olmasına karşılık Demirtaş ne aman diliyor ne de egemenler karşısında diz çöküyordu. Ülkenin top yekun bu karanlık süreçten çıkabilmesi için devamlı tavsiyeler sunuyordu. Demirtaş’ın meşruiyet alanı her geçen gün genişlerken HDP’de izlediği akılcı politikalarla haksız saldırılar karşısında kendini savunabiliyordu. 

Bu sürece daha gelinmeden Türkiye’nin seçimlere rahat gitmeyeceği mevzusunda bazı çevrelerde bir tedirginlik ve haklı bir telaş vardı. İktidarı kaybetmiş olduğu taktirde büyük kaybedeceği açık olan bir iktidarın bırakmamak için değişik yol ve yöntemlere baş vurabileceği mevzusunda ciddi endişeler bulunuyordu. Seçimler ertelenebilir,  muhteşem hal duyuru edilerek seçimlere olağan üstü şartlarda gidilebilirdi. Dışarıya karşı bir cenk ihtimali de kuvvetli bir seçenek olarak duruyordu. Suriye yönelik bir harekatın tüm senaryoları hazırlanmıştı. Sadece hem ABD hem de Astana ortakları Erdoğan’a bu mevzuda vize vermediler. Suriye ile ilgili gündem yerini Yunanistan ile tansiyonu yüksek tartışmalara bıraktı. Yunanistan’ın fırsatçı politikaları Erdoğan’a tansiyonu istediği benzer biçimde yükseltip, ayarlayabileceği bir manevra alanı veriyordu. O denli rahat ifadeler kullanılıyordu ki ‘ bir gece ansızın gelineceği ‘ söyleniyordu. Yunanistan ile gerginliğin yükselmesi akla derhal Kardak krizini getiriyordu. Çiller’in savaşçı politikaları üstünde keçilerin otladığı kayalıklar için Türkiye ile Yunanistan’ı bir savaşın eşiğine getirmişti. Milliyetçi hezeyana yüklenen iktidarlar ülkelerini istemeden de olsa savaşın içine atabiliyordu. Arjantin’deki askeri diktatörlük meşruiyet üretmek için İngilizlerle Falkland adaları için harbe girmiş ve rezil rüsva olmuştu. Harp diktatörlüğün sonunu getirmişti. Gene 1967’de Yunanistan’da darbe icra eden albaylar cuntasının sonunu 1974 Kıbrıs savaşı getirmişti. Bu tür cenk seçenekleri bir çok kez hesaplara uymuyor ve dimyata pirince giderken evindeki bulgurdan şu demek oluyor ki iktidardan olunuyordu.  

İşte bu şartlarda gidilecek bir seçimde sandık güvenliğini sağlamak, adil ve yansız bir seçimi gerçekleştirebilmek neredeyse olanaksız olacaktı. Şiddetin ve savaşın tesiri altına girmiş bir siyasal konjonktürde muhalefetin işleri hakkaten de zorlaşacaktı. Mevcut iktidarın karakteri ve sicili bu tür okumalara haklılık zemini kazandırıyordu. Çoğunluğun aklına derhal 2015 Haziran’ı ile Kasım’ı içinde yaşanılanların gelmesi de oldukça doğaldı. Devam edeceğiz…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

mersin escort antalya escort bursa escort antalya escort istanbul evden eve nakliyat fethiye escort escort bayan