Skolastik ve Teğmen Çelebi – Hacı Hüseyin Kılınç

Biçime takılmak bakanı özden uzaklaştırır. Olguları somut bütünlüğü içinde yakalayabilmek, sadece görünüşün aldatıcılığından kurtulmakla mümkündür. Somut bütünlük olguları dondurmakla kavranamaz. Somut bütünlüğe tüm ilişkileri içinde süreçsel yaklaşılabildiği taktirde ulaşılabilir. Lenin bu yaklaşıma bu nedenlerle ‘ somut durumun somut tahlili ‘ diyordu. Buna bakılırsa somut durum, o somutluğu etkileyen tüm unsurların karmaşıklığı içinde anlaşılabilir. Somutluk yalnız görüngüye odaklanmakla değil somutu zihinde tekrardan kurmakla olanaklıdır. 

Diyalektik somutu anlayabilmenin en etkili yöntemidir. Pozitivist bakış olgular haricinde hiçbir şeye saygınlık etmez. Gerçek olgularda saklıdır. Olgular ise her neyse o olan şeylerdir. Bu düşünme biçiminin normal olarak bazı düşünme biçimlerinden üstünlüğü vardır. Doğa ötesi olgulara ideler vasıtasıyla yaklaşır. Olgu idenin somutta büründüğü biçimdir. Diyalektik bu iki düşünme biçiminden de farklıdır. Pozitivizm bilimin burjuvazinin çıkarlarına hizmet eden koludur. Doğa ötesi ise burjuva öncesi çağların en ileri düşünme biçimiydi. Diyalektik her ikisinin de aşılmasıdır. 

Teğmen Çelebi’nin istifası karşısında verilen tepkiler memlekette Kemalist olarak nitelenen çevrelerin tüm sınırlılıklarını orta yere seriyor. Bir dönem kahramanlaştırılan, yere göğe sığdırılamayan birine şimdi en ağır beddualar eşliğinde veryansınlar ediliyor. Birazcık daha sorgulayıcı davrananlarsa tüm sorumluluğu milletvekili yapanlara kesiyor. Veryansın ile    
ciro etmek içinde esaslı bir fark bulunmuyor. İlkinde hedef Çelebi’yken diğerinde atayanlara kabahat çıkarılıyor. İster Çelebi ister başkaları her iki bakış da kendini olgularla sınırlıyor. Bundan dolayı biçime odaklanıp dolaysız sonuçlara ulaşıyor. Vaka da giderek bir şeytan taşlama ayinine dönüşüyor.   

Bu bakış açısının ne pozitivizm ne de doğa ötesi’le bir alakası bulunmuyor. Diyalektiğin ise uzağından bile geçmiyor. Bu bakış skolastiğin tüm unsurlarını ele veriyor. Ne analitik ne çözümleyici ne de esası idrak etmek benzer biçimde bir kaygısı var. Kafasında doğru bilmiş olduğu şeyleri sorgulamaksızın olguya bir kıymet aktarıyor. Seni kahraman yapmıştık bir hain çıktın. Kemalist ordumuzun genç bir teğmeni olarak efsunlamıştık şimdiyse hakkımızı helal etmiyoruz. Bu yüceltmeler ve yere batırmalar yalnız Kemalist çevrelerle de sınırı olan değil. Hepimiz hain olarak gördüğüne bu şekilde davranıyor. Ilkin anlam ifade etmeyen, mesnetsiz, abartılı bir ululama en minik bir sapmada o şiddette yerin altına atmalar. Skolastikte her şeyi yüceltiyordu. Somut olan sadece bir dinsel haleye büründüğünde bir anlam kazanabiliyordu. Olgunun olgu olarak pek bir kıymeti yoktu. Her şey mutlak yaratıcının izini taşıyordu. 

Oysa Kemalizm bilimi düstur edinmişti. Hayatta en doğru yol göstericinin ilim bulunduğunu söylemişti. Tamer Timur’a bakılırsa skolastiğin tesiri altında yüzyıllarca yaşamış bir cemiyet için bu fazlaca ileri bir adımdı. Sadece bilimin, ilmin yol göstericiliği fazlaca kısa sürdü. Bilim düzeni tahkim etmiş olduğu seviyede kıymetliydi. Bu ise bilimin tabiatına en ters durumdu. Bilim, sadece eleştirel olabildiği seviyede işlevini yerine getirebilirdi. Bilimin gelişmesi muhalif ve özgür olmasına bağlıydı. Özgürlük ise pozitivizmden daha ileri düşünme biçimlerini doğuracaktı. Bunların edinimi ise seviye eleştirilerini yaygınlaştıracaktı. Bu sınır giderek kendi olumsuzlaması ile karşılaştı. Fakat aşmak yönünde değil daha gerilere savrulmak şeklinde. Bugün tüm yaşadıklarımızın özeti bundan ibaret benzer biçimde görünüyor. 

Görünürde bilimi kutsayanlar bilime en uzak tavrı alıyor. Pozitivizmin organik tabanını oluşturması gerekenlerin dünyayı anlama biçimi bunun fazlaca gerisine skolastizme savruluyor. Memleketin en tahsilli çevresinin verdiği tepkilere bakıldığında analitik aklın izlerine rastlanmıyor. Sorun kahraman hain ikileminin haricinde bir yerden okunamıyor. Bu kadar fazlaca kahraman iyi mi haine dönüştü sorusu bir türlü sorulamıyor. Türkiye fazlaca köklü dönüşümler yaşayıp gerçek bir aydınlanma deneyiminin içinden geçmediği taktirde de bu sarkaç bu şekilde devam edecek. 

Karşımıza çıkan olguları somut bütünlüğü içinde değerlendirmediğimiz müddetçe sığ bakış açılarından bir türlü kurtulamayacağız. Çelebi’nin dönüşümünü merak edenler Ergenekon’un izini sürsünler. Ergenekon dosyaları niçin açılmıştı, iyi mi kapanmış oldu ve cemaatin devlet aygıtından tasfiyesinden sonrasında doğan boşluğa kimler koştu bunu arayıp bulsunlar. Bu çevrelerin özgürlük, hukuk devleti ve hakkaniyet diye bir derdi hiçbir süre olmadı. Devlet daima öncelikleri oldu. Onun ‘ demokratik, laik, toplumsal bir hukuk devleti ‘ olma benzer biçimde vasıfları işler tehlikeye girdiğinde umursanmayabilirdi. Bu açıdan bugün iktidar blokunu oluşturan çevreler içinde bir niteliksel fark bulunmuyor. Çelebi devletine tekrardan kavuştuğunu, onunla tekrardan barıştığını düşünüyor. Şu sebeple ona bakılırsa devleti bugün de zor durumda. Şimdi ihanet içinde olanlar kendisini geçmişte kahraman yapanlar. Çelebi olması ihtiyaç duyulan yerde. Sorun ondan bir Resneli Niyazi çıkarmaya çalışanlarda.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

mersin escort antalya escort bursa escort antalya escort istanbul evden eve nakliyat fethiye escort escort bayan