Yeni Medya Dersleri: İletişim | Mersin Odak Haber

İletişim terimini açıklamaya başladığımız zaman iletişimin sosyolojik ve tarihsel boyutunu gözardı etmemek ve bu mevzulara açıklık getirmek lazım diye düşünüyorum. İnsan-doğa ilişkisinden başlayarak bugüne dek gelinen bir yazışma geleneği mevcuttur.Doğal olarak ki nesilden nesile aktarılan bu yazışma her geçen vakit diliminde farklılaşmakta ve genişlemektedir. İnsan da öteki canlılar şeklinde doğayla içiçe bir yazışma ile varlığını sürdürmektedir. Zira şu gerçekliği de göz önünde bulundurmak gerekir. Bir tek insanoğlunun tabiat ile olan yazışma sürecinde kendi kültürünü katmakla öteki canlılardan ayrılmakta bulunduğunu kabul etmekte fayda vardır. Avcılık-toplayıcılık olarak ortak yaşam çerçevesinde bir araya gelen insanoğlunun ürettiği avcılık silahlarını kutsaması örnek teşkil etmektedir.

Bir öteki boyuta geçecek olursak; kadın-erkek iş kısmı hem öteki canlılardan ayrılan bir mevzu hem de ilk yazışma olgusunun tezahürüdür. Şöyleki açıklamak gerekirse; adamın özgücüyle yaptıkları ya da yapabildikleri ilk iş bölümünü ve örgütlenme biçimini almıştır. Avcılık yapmak adama özgü bir iş olmuştur, kuvvetli olması hasebiyle dıştan gelecek tehditlere de göğüs gerecek ve püskürtecek bir boyut buna statü kazandırmıştır. Adam olması, erk olması onun hanıma oranla değişik durumda olmasını elde etmiştir. Hanım ise cinsellik ve güçsüzlük ya da avcılık halletmeye uygun olmayan bir bedenden dolayı toplayıcılık görevi  görmektedir. Bu nitelik ona erkekle içinde iş bölümünü ortaya çıkarmıştır. Oluşturulmaya çalışılan ortak yaşam, kollektif yaşamda vazife dağılımı sağlanmıştır.

Şimdi bu vazife dağılımının iletişimle ilişkisine bakalım. Adamın avcılık-koruyuculuk yapması ya da bilek gücü ihtiyaç duyulan işlerde öncü olmasının karşı cinse aktarmak istediği durum ilk yazışma olgusunun insan-insan üstündeki dışavurumudur. Kısacası bir varlığın yapamadığı işleri yapabilmek ‘senin yapamadığını ben yapabilirim’ mesajı vererek yazışma

Yeni Medya Dersleri: İletişim Mersin Haber

Yeni Medya Dersleri: İletişim Mersin Haber

İletişimin insanoğluna aktardığı bir öteki data de geçmiş zamanki insanların yaşam seçimi ve örgütlenme biçimi hakkında data vermedir. Şu da unutulmamalıdır ki; yazışma salt iki insanoğlunun birbiriyle olan sözel iletişimi değildir. İletişim olgusunu sözel kodlamaya hapsetmemek lazım. Zira bir adamın hanıma bakışının altında tarihsel bir geçmişlik bulunduğunu satır aralarında dillendirmiştik. Asi bir gencin uzun saç bırakıp saçını boyaması, küpe takması; o toplumdan değişik giyinmesi de asi gencin bilinçaltında yatan söylemlerin, yaşam tarzının ‘ ben bu toplumdan değişik düşünüyorum, bu toplumdan bir farkımı giyimimle, dışsal özelliklerimle gösteriyorum.’ demesi bir dışa yansımasıdır. Ya da kapalı, tutucu bir toplumda tabuları yıkmayıp o toplumun ‘standart’ giyim tarzını benimseyen bir gencinde vermek istediği ileti ‘ben bu toplumla mutluyum, bu toplumun istekleri benim isteklerimdir’ şeklinde sözlerle yaşam tarzını giyimiyle vermesi de bir dışa yansımadır. İşte bu tür dışa yansımalar da  insanların sözle kodlanmaya gereksinim olmadan iletişime geçmesinin göstergesidir.

İletişim mevzusunda belirtmek istediğim ve önemsediğim bir öteki mevzu da globalleşen dünyada değişen ve farketmeden yargıda bulunduğumuz bir kavram bunalımı vardır. Bunlardan en dikkat çekici olanı ‘gelişmiş-geri kalmış devletler’ diye tabir edilen kavramlardır. Sömürge yollarla yer üstü ve yer altı organik kaynakları tahrip edilen ve emperyalist devletlerin fütursuzca fakirleştirdiği devletlere ‘geri kalmış devletler’ denilmesinin bilinçaltında yatan emeller. Sanki bu ‘geri kalmış devletler’ beceriksiz, yeteneksiz insanlardan oluşuyorda bu sebeple geri kalmıştır. Bu şekilde yapılarak yırtıcı sömürgeci devletlerin yaptıkları meşrulaştırılıyor ya da gözardı ediliyor. ‘Gelişmiş devletler’ terimi da bir öteki kavram kadar sorunludur. Şu sebeple bu devletlerin özgücüyle bu kadar ilerlediği yanılsamasnı ortaya çıkarıyor. Biliyoruz ki emperyalist devletlerin Afrika, Asya devletlerine neler çektirdikleri gün şeklinde ortadadır. Sömürdükleri devletlerde kendi dillerini resmileştirmesi de bu iki yüzlülüğün kanıtıdır. Demem o ki kavramların kullanımı daha doğrusu dillerin kullanımı halkların özyeterlilikleriyle, deneyimleriyle, kollektifleriyle oluşturulan dillerden değil de gücü elinde bulundurulanların eline geçerse dil sorunlaşır ve tabiri caizse ‘dilim sancıyor’ demek kalır bizlere…

Sabri Borak
[email protected]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

mersin escort antalya escort bursa escort antalya escort istanbul evden eve nakliyat fethiye escort escort bayan